Kayıtlar

“Benlikler Arasında Kaybolan Zaman”

​ Bir borderline ile bir narsisistin yolları kesiştiğinde, aslında iki ayrı yarım kalmış hikaye birbirinin eksik yerlerine dokunur. İlk anda bir çekim olur ikisi de birbirinin gözlerinde tanıdık bir boşluk görür. Borderline birey, uzun zamandır aradığı sıcaklığı ve kabulü bulduğunu sanır. Narsisistik birey ise kendisini koşulsuzca gören ve yücelten bir bakışla karşılaşınca güçlenmiş hisseder. Bu başlangıç, çoğu zaman ilişkinin en parlak, en büyüleyici anıdır. Fakat bu parlaklık, her iki tarafın içindeki gölgeleri aydınlatmaya başladığında işler değişir. Borderline birey, terk edilme korkusunun derin kuyusuna bakar,narsisistik birey ise kırılganlığının görünmemesi için daha fazla zırh kuşanır. Biri yakınlaşmak ister,diğeri bu yakınlığın ağırlığından ürker. Biri “beni bırakma” der sessizce,diğeri “beni bunaltma” demeden uzaklaşır. Bu uzaklaşma, borderline bireyin içindeki yarayı yeniden açar Narsisistik birey ise kendini korumak, kontrolü kaybetmemek için mesafe koyar. Yakınlık onun için...

“Renklerin sessiz dili”

Renkler, insan yaşamının en görünür ama en az fark edilen psikolojik uyaranlarıdır. Bir kıyafetin tonu, bir odanın duvar rengi farkında olmadan duygu durumumuzu şekillendirebilir. Çoğu insan en sevdiği rengi söylerken bunu basit bir beğeni olarak görür, oysa bu tercih bilinçdışında işleyen karmaşık süreçlerin sessiz bir yansımasıdır. Renkler, geçmiş deneyimlerle bastırılmış duygulara ve içsel ihtiyaçlarla bağ kurar. Renk tercihleri sadece bir seçim değil, aynı zamanda kişinin iç dünyasının ve duygusal ihtiyaçlarının ipuçlarını veren psikolojik bir penceredir. İnsanlar çoğu zaman ne hissettiklerini ya da neye ihtiyaç duyduklarını doğrudan ifade edemez, ancak seçtikleri renklerle bu duyguları dolaylı olarak dışa vururlar. Bu yüzden bir kişinin sürekli olarak koyu renkler giymesi içsel bir gerilim veya bastırılmış duyguların işareti olabilir. Diğer yandan, parlak ve canlı renklerin tercih edilmesi, görülme arzusu, dışa dönüklük ya da yaşama sevinciyle ilişkili olabilir. Renkler sadece dış...

Bağımlılığın Psikolojik Kökeni: Sadece Bir Madde mi, Yoksa Bir Boşluk mu?

Bağımlılık Nedir, Ne Değildir? Bağımlılık deyince çoğumuzun aklına ilk olarak sigara, alkol ya da uyuşturucu gelir. Oysa bağımlılık sadece bir maddeyle sınırlı değildir. Sosyal medya, alışveriş, yemek, hatta bir insana olan duygusal bağlılık bile bir bağımlılığa dönüşebilir. Peki neden bazı insanlar bir şeye ya da birine bu kadar bağlanır? Bağımlılık gerçekten bir “alışkanlık” mıdır, yoksa daha derin bir psikolojik boşluğun göstergesi midir? Bu yazımda, bağımlılığı sadece bir sonuç olarak değil, bir “hikâyenin parçası” olarak ele alacağım. Psikolojide Bağımlılığın Tanımı Psikolojik açıdan bağımlılık, bireyin günlük yaşamını olumsuz etkilemesine rağmen belirli bir nesneye, kişiye ya da davranışa karşı duyduğu kontrolsüz ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç, çoğu zaman geçici bir rahatlama sağlasa da uzun vadede ciddi bir içsel çöküntü yaratabilir. Bir başka deyişle, bağımlılık çoğu zaman kendiyle baş edemeyen bir zihnin çığlığıdır. Beyinde Ne Olur? – Dopaminin Rolü Bağımlılıkla ilgili biyolojik süreç...