“Benlikler Arasında Kaybolan Zaman”
Bir borderline ile bir narsisistin yolları kesiştiğinde, aslında iki ayrı yarım kalmış hikaye birbirinin eksik yerlerine dokunur. İlk anda bir çekim olur ikisi de birbirinin gözlerinde tanıdık bir boşluk görür. Borderline birey, uzun zamandır aradığı sıcaklığı ve kabulü bulduğunu sanır. Narsisistik birey ise kendisini koşulsuzca gören ve yücelten bir bakışla karşılaşınca güçlenmiş hisseder. Bu başlangıç, çoğu zaman ilişkinin en parlak, en büyüleyici anıdır.
Fakat bu parlaklık, her iki tarafın içindeki gölgeleri aydınlatmaya başladığında işler değişir. Borderline birey, terk edilme korkusunun derin kuyusuna bakar,narsisistik birey ise kırılganlığının görünmemesi için daha fazla zırh kuşanır. Biri yakınlaşmak ister,diğeri bu yakınlığın ağırlığından ürker. Biri “beni bırakma” der sessizce,diğeri “beni bunaltma” demeden uzaklaşır. Bu uzaklaşma, borderline bireyin içindeki yarayı yeniden açar
Narsisistik birey ise kendini korumak, kontrolü kaybetmemek için mesafe koyar. Yakınlık onun için tehlikelidir,zira yakınlaşınca kendi kırılgan tarafıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Bu yüzden geri çekilir. Borderline birey bu geri çekilmeyi reddedilme olarak okur; reddedilme öfkeye dönüşür; öfke ise narsisistik bireyin savunmalarını daha da sertleştirir. Böylece ilişki, yakınlaşma arzusu ile uzaklaşma korkusu arasında salınan bir denge oyununa dönüşür.
Bu ilişkide her duygunun altı daha derine uzanır. Borderline birey sevilmediğinde değil, yeterince sevilmediği hissine kapıldığında yıkılır,narsisistik birey ise sevilmekten çok hayran olunmayı bekler. Bu iki beklenti hiçbir zaman aynı anda tam olarak karşılanmaz. Birinin alması diğerinin vermesini zorlaştırır. Böylece iki kişi birlikteyken bile yalnızlık hissi yoğunlaşır.
Yine de bu ilişkinin kendine özgü bir güzelliği vardır. Çünkü iki taraf da aslında aynı şeyi arar: Fark edilmeyi. Birinin “beni kaybetme” çığlığı ile diğerinin “beni sarsma” talebi, insan olmanın aynı kırılgan noktasına temas eder. Yaralanmış iki kalbin birbirine tutunma girişimidir bu. Bazen başarılı olur, çoğu zaman olmaz. Fakat her denemede, her göz göze gelişte, her kırılmada geriye derin izler kalır.
Bu ilişkiyi sürdürebilmek, yalnızca duygulara kapılıp gitmekle mümkün değildir. İki tarafın da iç dünyasına bakabilmesi, kendi yarasını fark edip sorumluluğunu alabilmesi gerekir. Borderline bireyin yakınlık ihtiyacını sınırlayabilmesi,narsisistik bireyin duygusal zırhını bir anlığına da olsa indirip kırılganlığını kabul edebilmesi… Tüm bunlar kolay değildir, ama mümkündür.
Bir borderline ile bir narsisistin ilişkisi, çoğu zaman bir savaş değil iki kalbin, kendi eksiklerini birbirinde tamamlama çabasıdır. Bazen birbirlerini tükettikleri, bazen birbirlerine nefes oldukları bir döngüdür. Ve her ne kadar yıpratıcı olsa da, bu ilişki insan ruhunun en kırılgan, en savunmasız ve en gerçek taraflarını görünür kılar.
Sonunda çoğu ilişki ya bir dönüşümle sağlamlaşır ya da acı vererek biter. Ama hiçbiri iz bırakmadan kapanmaz. Çünkü borderline birey de, narsisistik birey de, bu karşılaşmada kendine ayna tutulduğunu fark eder. bu ilişkilerin ağırlığı kadar öğreticiliği de derindir Her kırılmada biraz daha kendini tanırsın her uzaklaşmada içindeki yarayı görürsün her yakınlaşmada kalbinin ne kadar hassas olduğunu hatırlarsın.
Bu nedenle bu tür ilişkiler yalnızca iki kişiyi değil, onların bütün geçmişlerini, eksiklerini ve umutlarını da ilişkiye dahil eder. Belki zorlayıcıdır, belki çelişkilerle doludur; fakat insana kendini gösteren ilişkilerden biridir. En çok acıtan, ama bir o kadar da büyüten.
Yorumlar
Yorum Gönder