YALAN VE YALANCI
Yalan ve Yalancı
Bir stajyer psikolog olarak şunu net söyleyebilirim: Yalan, gerçeğin üstüne aceleyle atılmış bir örtüdür. İlk anda işe yarar gibi durur ama altındaki şekli bozduğu için her zaman dikkat çeker. İnsan çoğu zaman başkasını koruduğunu ya da durumu yönettiğini sanarak yalan söyler. Oysa yalan, en çok söyleyenin iç dünyasında iz bırakır.
Yalan, zekânın ürünü değildir. Daha çok korkunun, kaçınmanın ve yüzleşememenin sonucudur. Kişi gerçeği dile getiremediğinde onu dönüştürür. Bu dönüşüm kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede zihinsel bir yük oluşturur. Çünkü zihin, olmayanı taşımakta her zaman zorlanır.
Yalan söyleyen insan zamanla sadeleşemez. Cümleler uzar, açıklamalar artar, ayrıntılar birbirine girer. Bu durum içsel tutarsızlığın dışa vurumudur. Gerçek nettir ve fazla çaba istemez. Yalan ise sürekli dikkat ve kontrol gerektirir. Bu yüzden yalan, kişiyi sessizce yorar.
Toplumda yalanın sıradanlaştığı anlar vardır. Herkesin yaptığı şey doğru kabul edilir. Ancak güven kalabalıkla kurulmaz. Güven, tutarlılıkla inşa edilir. İnsanlar acı bir gerçeği kabullenebilir ama kandırıldıklarını kolay kolay unutmaz.
Yalancı ile kurulan ilişkilerde daima eksik bir parça hissi olur. Söylenmeyen bir cümle, kaçırılan bir bakış, tam oturmayan bir hikâye. Zihin bu boşlukları fark eder. Sezgi çoğu zaman kelimelerden önce çalışır ve gerçeği arar.
Racon nettir: Yalan hız kazandırır gibi yapar ama yön kaybettirir. Doğru ağırdır, o yüzden sağlamdır. Yalancı konuşarak ayakta kalır, gerçeği söyleyen duruşuyla. Yalan kalabalık ister, doğru tek başına yeter. Zaman yalanı oyalayıp bırakır, gerçeği ise alıp yerine koyar. En sonunda insan ne anlattığıyla değil, neyi taşıyabildiğiyle hatırlanır.
Yorumlar
Yorum Gönder