Kayıtlar

Yalancı Issızlıklar

​ Bazı yalnızlıklar gerçekte yalnızlık değildir. Adı kalabalıktır ama hissi eksiktir. İşte ben buna  yalancı ıssızlıklar  diyorum. İnsanların arasında olup da kimseye değemediğin o hal… Masada kahkahalar dönerken içinin sessiz kalması. Yalancı ıssızlık, herkesi aynı terazide tartmanın sonucudur çoğu zaman. Bir bakışta karar vermek, bir cümleyle hüküm kesmek… Oysa insan dediğin, tek cümleyle okunmaz. Herkesin içinde başka bir hikaye, başka bir yük vardır. Ön yargı, bu yükleri görmeden kapıyı kapatmaktır. Ve kapıyı erken kapatan, içeride kalır. Kimseye baştan kefil de olunmaz, baştan silgi de çekilmez. İnsan, zamanla anlaşılır. Sözüyle değil, duruşuyla tartılır. Bugün sessiz kalan yarın en sağlam omuz olabilir. Bugün mesafeli görünen, belki de çok kırıldığı için temkinlidir. Yalancı ıssızlıkların en büyük yanılgısı şudur: Herkesi aynı soğuklukta sanmak. Oysa bazı insanlar uzak değil, sadece dikkatli. Her suskunluk boşluk değildir, her mesafe ilgisizlik sayılmaz. Ve şunu da unutm...

Bakışların Altındaki Gerçekler

Bakışların Altındaki Gerçekler Stajyer bir psikolog olarak şunu net söyleyebilirim: İnsan en çok gözleriyle açık verir. Herkes konuşmayı öğrenir. Cümle kurar, kendini anlatır, hikaye yazar. Ama bakışlar, silgi gibidir. Ne kadar süslersen süsle, gerçeği silmez. Çünkü bakışta kurgu yoktur. Orası filtresizdir. Samimi insanın bakışı ağırdır. Rol yapanınki aceleci. Sahtelik kendini ya fazla bakarak ele verir ya da hiç bakamayarak. Göz kaçıyorsa mesele derindir. Göz fazla sabitleniyorsa orada da bir hesap vardır. Özgüven bakışta bağırmaz. Sabit durur. Ne meydan okur ne yalvarır. Kendisini kanıtlama derdi yoktur. Çünkü gerçekten güçlü olanın bakışı sakindir. Sahte olan ise sürekli onay arar. İnsanların çoğu maske taşır ama maske gözü örtmez. Gülümserken soğuk bakanı, güçlü görünürken boş bakanı, iyi niyetliymiş gibi yaparken hesap yapanı bakıştan anlarsın. Hayat bilgisi buradadır: Herkesin ağzına değil, gözüne bak. Asıl mesele şudur: Bakışın sahteyse, söylediklerin çöker. Bakışın netse, susma...

Tanıdık Yüzlerin Yabancılığı

​ Tanıdık Yüzlerin Yabancılığı İnsan en çok tanıdığını sandığı yerde yanılır. Yüzler tanıdıktır, sesler bildik, selamlar yerli yerindedir. Ama içleri boşalmıştır. Aynı masada oturulur, aynı kahve içilir, aynı anılar anlatılır. Yine de bir mesafe vardır, adı konulamayan ama hissedilen bir mesafe. Zamanla insanlar değişmez. Sadece sakladıklarını taşıyamaz hale gelirler. Bir dönem yakınım dediğin yüz, bir gün mesafeyi kendisi koyar. Çünkü yakınlık yan yana durmak değildir. Yakınlık aynı çizgide durabilmektir. O çizgi bozuldu mu, geriye sadece tanıdık bir gölge kalır. Bu yabancılık ani gelmez. Küçük suskunluklarla başlar. Söylenmeyen cümlelerle, ertelenen yüzleşmelerle büyür. Göz göze gelince kaçırılan bakışlar, eskisi gibi gülmeyen yüzler, geçiştirilen sorular. İnsan bunları fark eder ama kabullenmek istemez. Çünkü tanıdık olanın yabancılaşması, insanın kendisini de sorgulamasına neden olur. Yabancı biri sınırı aştığında konu kapanır. Tanıdık bir yüz yaptığında ise mesele etkilenmek değil...

YALAN VE YALANCI

​ Yalan ve Yalancı Bir  stajyer psikolog  olarak şunu net söyleyebilirim: Yalan, gerçeğin üstüne aceleyle atılmış bir örtüdür. İlk anda işe yarar gibi durur ama altındaki şekli bozduğu için her zaman dikkat çeker. İnsan çoğu zaman başkasını koruduğunu ya da durumu yönettiğini sanarak yalan söyler. Oysa yalan, en çok söyleyenin iç dünyasında iz bırakır. Yalan, zekânın ürünü değildir. Daha çok korkunun, kaçınmanın ve yüzleşememenin sonucudur. Kişi gerçeği dile getiremediğinde onu dönüştürür. Bu dönüşüm kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede zihinsel bir yük oluşturur. Çünkü zihin, olmayanı taşımakta her zaman zorlanır. Yalan söyleyen insan zamanla sadeleşemez. Cümleler uzar, açıklamalar artar, ayrıntılar birbirine girer. Bu durum içsel tutarsızlığın dışa vurumudur. Gerçek nettir ve fazla çaba istemez. Yalan ise sürekli dikkat ve kontrol gerektirir. Bu yüzden yalan, kişiyi sessizce yorar. Toplumda yalanın sıradanlaştığı anlar vardır. Herkesin yaptığı şey doğru kabul edilir. Ancak...

Maskeler Arasında Kayıp Dostluk

​ Maskeler Arasında Kayıp Dostluk Eskiden dostluk omuz vermekti, bugün çoğu zaman vitrin işi. Yanında duran çok, yükünü alan az. Herkes “buradayım” der ama iş zorlaşınca sesler sessize alınır. Günümüz dostluğu, iyi günde fotoğrafa girmeyi sever; kötü günde kadrajdan çıkar. Sahtelik artık gizlenmiyor. Menfaatle kurulan bağlara “kardeşlik” deniyor, çıkar bitince hatıralar da siliniyor. Dostluk, iş görürken hatırlanan; iş bitince ertelenen bir kavrama dönüştü. Gerçeklik ise hâlâ aynı yerde duruyor ama kalabalıkta fark edilmiyor. Bugün insanlar birbirini sevmekten çok, birbirini kullanmayı öğrendi. Dert dinlenir ama tutulmaz, sır alınır ama taşınmaz. Herkes akıl verir, kimse sorumluluk almaz. Çünkü gerçek dostluk bedel ister; sahtelik ise sadece zaman doldurur. Racon nettir: Gerçek dost, düştüğünde kaldırmaz; düşmeden tutar. Sahtesi alkışlar ama yalnız bırakır. Gerçek olan sessizdir, reklam yapmaz. Sahte olan kalabalıktır, ilk fırtınada kaybolur. Bugün dostluk sayıyla ölçülüyor, değerle de...

En Ağır Yük: Ailede Söylenmeyenler

​ Sevgi Var, Samimiyet Eksik Aile denilen yapı, en güvenli liman gibi anlatılır. Oysa çoğu zaman en sert fırtınalar da tam orada kopar. Çünkü aile çatışmaları, dışarıdaki kavgalara benzemez; burada herkes haklıdır ama kimse dürüst değildir. Gerçeklik, çoğu evde yüksek sesle konuşmaz. Sahtelik ise bağırarak kendini savunur. Birçok ailede sorun sevgi eksikliği değildir; sevginin nasıl gösterileceğinin bilinmemesidir. İnsanlar kırdıklarını “iyiliğin” arkasına saklar, susturduklarını “fedakârlık” diye adlandırır. Böylece gerçek duygular halının altına süpürülür, ev temiz sanılır ama hava ağırdır. Aile içindeki sahtelik genelde iyi niyet maskesi takar. “Ben senin için söylüyorum” cümlesi, çoğu zaman karşısındakini değil, söyleyenin egosunu korur. Gerçeklik ise daha sade bir dille gelir: incitir ama kurtarır. Çünkü gerçek, yarayı saklamaz; sahtelik ise bandajı süsler ama kanamayı durdurmaz. En büyük çatışmalar, söylenenlerden değil, hiç söylenmeyenlerden doğar. Suskunluk burada bir erdem değ...

Maskelerin Konforu

​ İnsanların çoğu sahte değildir  kendileri olmaya cesaret edemeyecek kadar koşullanmıştır. Maske takmak bir ahlak sorunu değil, çoğu zaman bir  uyum stratejisidir . Çocuklukta koşullu sevgiyle büyüyen birey şunu öğrenir:  Olduğum halimle değil, beklendiğim halimle kabul görürüm. Sahicilik risklidir çünkü reddedilebilir. Bu yüzden kişilik bölünmez,  rolleşir . Toplum bireyi dürüst olmaya değil,  uygun olmaya  iter. İnsanlar değişmez yalnızca  hangi yüzün işe yaradığını öğrenir. Manipülasyon çoğu zaman bilinçli kötülükten değil,  güvende kalma ihtiyacından  doğar. Yetersizlik, değersizlik ve korku; yönlendirme davranışıyla örtülür. En ironik olan şudur: Sahte olan, samimiyeti yüksek sesle ilan eder. Gerçek olan kendini ispat etmez. Ve sonuç nettir: Sahte olanlar hayatta kalır, sahici olanlar derinleşir. Hangisinin daha güçlü olduğu ise her zaman geç anlaşılır. Bir stajyer psikolog olarak şunu net söyleyebilirim: İnsanların maskelerini düşürmey...