Tanıdık Yüzlerin Yabancılığı

Tanıdık Yüzlerin Yabancılığı


İnsan en çok tanıdığını sandığı yerde yanılır. Yüzler tanıdıktır, sesler bildik, selamlar yerli yerindedir. Ama içleri boşalmıştır. Aynı masada oturulur, aynı kahve içilir, aynı anılar anlatılır. Yine de bir mesafe vardır, adı konulamayan ama hissedilen bir mesafe.


Zamanla insanlar değişmez. Sadece sakladıklarını taşıyamaz hale gelirler. Bir dönem yakınım dediğin yüz, bir gün mesafeyi kendisi koyar. Çünkü yakınlık yan yana durmak değildir. Yakınlık aynı çizgide durabilmektir. O çizgi bozuldu mu, geriye sadece tanıdık bir gölge kalır.


Bu yabancılık ani gelmez. Küçük suskunluklarla başlar. Söylenmeyen cümlelerle, ertelenen yüzleşmelerle büyür. Göz göze gelince kaçırılan bakışlar, eskisi gibi gülmeyen yüzler, geçiştirilen sorular. İnsan bunları fark eder ama kabullenmek istemez. Çünkü tanıdık olanın yabancılaşması, insanın kendisini de sorgulamasına neden olur.


Yabancı biri sınırı aştığında konu kapanır. Tanıdık bir yüz yaptığında ise mesele etkilenmek değil, yerinin netleşmesidir. Beklenti kendiliğinden düşer, güven sessizce geri çekilir. Sen yapmazsın düşüncesi ortadan kalkar, mesafe doğal halini alır. O andan sonra yüz değişmez, ama bakılan yer değişir.


Belki de bu yüzden insan büyüdükçe kalabalığı azalır. Herkesi tanımak isterken, sonunda az kişiyi gerçekten bilmenin kıymetini öğrenir. Tanıdık yüzlerin değil, tanıdık niyetlerin önemli olduğunu anlar.


Ve bir noktadan sonra şunu kabullenmez,hükmünü verir. Her tanıdık kalacak diye bir zorunluluk yoktur. Kimi yüzler geçmişte kalır, kimi dersini verip silinir. Yanında kalanlar tercih değil, duruş meselesidir. Aynı yerde duranlar kalır, geri kalan yolun kenarında kalmayı seçer.


  • AKGÜN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Benlikler Arasında Kaybolan Zaman”

Maskelerin Konforu

“Renklerin sessiz dili”